Tahkim, ticari uyuşmazlıkların çözümünde hız, gizlilik ve uzmanlık gibi önemli avantajlar sunan alternatif bir uyuşmazlık çözüm yoludur. Özellikle şirketler hukukunda, karmaşık yapılar ve teknik meseleler içeren uyuşmazlıklar bakımından tahkim, taraflar açısından ciddi bir tercih sebebi hâline gelmiştir. Bununla birlikte, her uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi mümkün değildir. Bu noktada karşımıza çıkan temel kavram **“tahkime elverişlilik”**tir.
Tahkime elverişlilik, bir uyuşmazlığın taraflar arasında geçerli bir tahkim anlaşması bulunsa dahi, devlet mahkemeleri yerine hakemler tarafından çözümlenip çözümlenemeyeceğini ifade eder. Türk hukukunda bu kavram, esas olarak tarafların uyuşmazlık konusu üzerinde serbestçe tasarruf edebilme yetkisine sahip olup olmaması ölçütüne dayanır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Milletlerarası Tahkim Kanunu uyarınca;
Taşınmazlar üzerindeki ayni haklara ilişkin uyuşmazlıklar
Tarafların iradelerine tabi olmayan, kamu düzeniyle doğrudan bağlantılı işler
tahkime elverişli kabul edilmemektedir. Şirketler hukukunda ise bu sınırların nerede başlayıp nerede bittiği, uygulamada en çok tartışılan alanlardan biridir.
Şirketler hukuku, klasik sözleşme ilişkilerinden farklı olarak çok taraflı, süreklilik arz eden ve kamusal denetime açık bir yapıya sahiptir. Şirketin tüzel kişiliği, organlar aracılığıyla aldığı kararlar ve bu kararların tüm ortaklar ile üçüncü kişiler üzerindeki etkisi, şirketler hukukunu çoğu zaman bir “statü hukuku” alanına dönüştürür.
Özellikle genel kurul ve yönetim kurulu kararları yalnızca kararın taraflarını değil; şirkete sonradan katılan ortakları, alacaklıları ve hatta piyasayı dahi etkileyebilir. Bu durum, şirketler hukukundan kaynaklanan her uyuşmazlığın otomatik olarak tahkime elverişli kabul edilmesini güçleştirmektedir.
Uygulamada şirketler hukuku uyuşmazlıkları, tahkime elverişlilik bakımından kabaca iki gruba ayrılmaktadır:
1. Tahkime Elverişli Olduğu Genel Olarak Kabul Edilen Uyuşmazlıklar
Aşağıdaki uyuşmazlık türleri, kural olarak tarafların iradesine tabi olduğu ve ekonomik menfaat içerdiği için tahkime elverişli kabul edilmektedir:
Pay devri ve pay satım sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar
Pay sahipleri sözleşmelerine dayalı ihtilaflar
Ön alım, alım ve geri alım haklarına ilişkin uyuşmazlıklar
Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin tazminat davaları
Ortaklar arasındaki yan edim yükümlülükleri ve rekabet yasağı ihlalleri
Bu tür uyuşmazlıklarda tahkim, hem hızlı çözüm hem de ticari sırların korunması açısından önemli avantajlar sunmaktadır.
2. Tahkime Elverişliliği Tartışmalı veya Genellikle Kabul Edilmeyen Uyuşmazlıklar
Buna karşılık bazı uyuşmazlıklar, kamu düzeni, emredici hükümler ve üçüncü kişilerin menfaatleri gerekçesiyle tahkime kapalı kabul edilmektedir:
Genel kurul kararlarının iptali ve hükümsüzlüğünün tespiti davaları
Şirketin haklı sebeple feshi
İflas davaları
Şirketin sona ermesine doğrudan etki eden korporatif uyuşmazlıklar
Bu uyuşmazlıklarda verilen kararların erga omnes (herkese karşı) etki doğurması ve tescil–ilan sistemiyle bağlantılı olması, devlet yargısının denetimini zorunlu kılan başlıca sebepler arasında gösterilmektedir.
Yargıtay, uzun yıllar boyunca şirketler hukukunda tahkime elverişlilik konusunda dar ve ihtiyatlı bir yaklaşım benimsemiştir. Özellikle genel kurul kararlarının iptali gibi davalarda, esas sözleşmede tahkim şartı bulunsa dahi, uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülemeyeceği yönünde kararlar verilmiştir.
Buna karşılık doktrinde, Yargıtay’ın bu yaklaşımının tahkimin işlevselliğini sınırladığı ve ticari hayatın ihtiyaçlarıyla tam olarak örtüşmediği yönünde güçlü eleştiriler bulunmaktadır. Öğretide ağırlıklı görüş; uygun usuli güvenceler sağlanmak kaydıyla, şirketler hukukunda tahkime elverişli uyuşmazlık alanının genişletilebileceği yönündedir.
Alman ve İsviçre hukukunda şirketler hukuku uyuşmazlıklarında tahkime, Türk hukukuna kıyasla daha esnek bir yaklaşım benimsenmektedir. Özellikle esas sözleşmede açık ve kapsamlı bir tahkim şartının bulunması hâlinde, genel kurul kararlarına ilişkin bazı uyuşmazlıkların dahi tahkim yoluyla çözümlenmesine imkân tanınmaktadır.
Bu sistemlerde temel ölçüt, tahkimin şirketin kurumsal yapısını ve üçüncü kişilerin haklarını zedeleyip zedelemediğidir. Karşılaştırmalı hukuk verileri, Türk hukukunda da daha fonksiyonel ve dengeli bir yorumun mümkün olduğunu göstermektedir.
Şirketler hukukunda tahkime elverişlilik, yalnızca usul hukuku meselesi değil; aynı zamanda ticari hayatın ihtiyaçları, taraf iradesi ve kamu düzeni arasındaki hassas dengenin bir yansımasıdır. Türk hukukunda mevcut yaklaşım, özellikle Yargıtay içtihatlarıyla şekillenmiş olmakla birlikte, doktrin ve karşılaştırmalı hukuk ışığında yeniden değerlendirmeye açıktır.
Uygun düzenlemeler ve usuli güvencelerle desteklenen bir tahkim anlayışı, hem şirketler hukuku uyuşmazlıklarının daha etkin çözümünü sağlayacak hem de Türkiye’nin tahkim merkezi olma hedeflerine katkı sunacaktır.